29 Mart 2013, 15:44

Türkiye Doğuya niçin daha sık sık bakıyor?

Türkiye Doğuya niçin daha sık sık bakıyor?

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifleri giderek daha bulanık görülüyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifleri giderek daha bulanık görülüyor. Türkiye Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiyenin Avrupa Birliği Gümrük Birliği üyelik şartlarının yeniden gözden geçirilmesi gereğini dile getirmekle, Brüksel’e yeniden eleştirileri yöneltti.

Bu arada politikacılar,girişimciler ve bilimciler Avrasya ile entegrasyonun çekiciliğine dair sözleri giderek daha sık sık duyuluyor.

Avrasya ile entegfrasyona ilginin katalizörü nedir, Avrupa Birliği üyelik perspektiflerine inancın kalmaması mıı? Yokse Türkiye’nin Avrasya ile entefrasyona yönelmesi, Avrupa Birliği üyelik perspektiflerinden bağımsız objektif bir sürecin sonucu mudur?

Kocatepe Üniversitesi Rektör yardımcısı prof. Dr. Hasret Çomak bu konudaki fikirlerini açıklayarak şunları söyledi.

Audio faylı indiriniz

Dünya güçler dengesi Doğu’ya kaymıştır. Yani, Asya-Pasifik Bölgesi’ne kaymıştır. Ekonomik ilişkilerde güç merkezleri nerede odaklanırsa, nerede yoğunlaşmışsa ülkelerin ekonomik politikalarının da o yöne doğru yönlendirilmesi gerekir. Ve Türkiye’nin de yaptığı budur. Ancak şu var, AB içerisinde oldukça ciddi sorunlar vardır. Daha hala mesela Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sorunu çözülememiştir. Şu anda işte Portekiz, İtalya, İspanya ve diğer AB ülkelerinde çok ciddi krizler vardır. Bu ister istemez sadece Türkiye’nin değil, AB üyesi ülkelerinin de AB konusunda bir hayal kırıklığına neden olmaktadır. Bu zaten bütün Dünya kamuoyu tarafından bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte, esas olan Türkiye’nin çok taraflı bir dış politikası vardır. Türkiye’nin daima hem Kuzey ile hem de Doğu’daki örgütlerle işbirliği geliştirilmesi ve ekonomik alanda faaliyet göstermesi çok yerinde bir karar olacaktır. Ve ben Türkiye’nin bu yönde adım adım işbirliği geliştireceğini düşünüyorum. Bununla birlikte, Türkiye bir NATO üyesidir. NATO’nun hem kollektif savunma hem de kollektif güvenlik üyesidir. Kuzey Atlantik İttifakı Antlaşması’na göre, Türkiye başka bir askeri ittifak, kollektif savunma veya kollektif güvenlik örgütüne üye olması hukuk açısından uygun olmaz ve etik de olmaz. Ama Türkiye’nin kollektif savunma ve kollektif güvenlik örgütleri dışında Rusya ve Orta Asya ülkeleri dahil bütün dost ülkelerle ekonomik ve ticari alanlarda sıkı bir işbirliği içerisinde olmasında büyük bir yarar vardır.

Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Türiye Hava Harp Okulu öğretim görevlisi prof. Dr Mesut Hakkı Çaşın'ın bu konudaki görüşleri başkadır:

Audio faylı indiriniz

Başbakan Erdoğan Orta Avrupa gezisinde üç önemli hususa değinmişti. Bunlardan bir tanesi, AB’nin 1960’lardan beri Türkiye’yi oyaladığını ve sayın Putin ile yapmış olduğu görüşmede, “artık bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın”, söylemişti. Sayın Erdoğan, “Bu örgüte dahil olduktan sonra biz de Avrupa Birliği’nden ayrılalım. Oyalayacaklarını açıklasınlar, biz de işimize bakalım. Ve Şanghay İşbirliği Örgütü Avrupa Birliği’nden daha iyi ve daha güçlü bir örgüttür”, demişti. Acaba Brüksel Ankara’nın bu sert mesajını almış mıdır? İşte bu noktada bana göre sayın Bakan’ın söylediği önem taşımaktadır. Bazılarına göre, Başbakan’ın mesajını ciddiye almayalım. Çünkü Türkiye bir NATO üysidir ve ŞİÖ’ye üye olamaz. Başbakan sadece kendi fikrini beyan etmiştir. Diğer taraftan da sayın Cumhurbaşkanı Gül, ŞİÖ ve AB birbirinin alternatifi olmadığını demişti.

Sayın Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gümrük Birliği’ne katılım şartlarının gözden geçirilmesi, üye olmadan giren tek ülkenin Türkiye’nin olduğunu ve ikili anlaşmalara rağmen karar mekanizmalarında yer almadığından şikayet etmiştir. Bu durumda sayın Bakan, “Türkiye’nun mağdur olduğunu, teklif olarak da ya bu anlaşmaları revize edelim ya da ürünlere karşı kotaları kaldırın ve üçüncü ülkelere serbest ticaret olmasını sağlayın, yoksa çıkacağız”, dedi. Bu serbest ticaret anlaşmaları, Rusya ile yapıldı, Amerika ile belki görüşülüyor. Bu, Türkiye için kabul edilemez bir hadisedir.

Peki, acaba hukuki, siyasi ve ekonomik açıdan Türkiye ŞİÖ içinde olabilir mi? Dünya’da benim kanaatime göre yeni dengeler oluşmaktadır. Bu hafta yapılan BRICS müzakerelerinde önemli kararlar alınmıştır. Şanghay İşbirlği Örgüt bir şekilde Türkiye’yi tam üyeliğine almamıştır. Dolayısıyla, birinci görüşe göre, Türkiye’nin üyeliği önemli değildir. Türkiye ŞİÖ ile ilgili söylemlerle elini güçlendirerek Brüksel’e baskı yapmaktadır. Ve ABD’nin sadık müttefiki ve NATO üyesi olan Türkiye, Batı yanlısı olduğu için Avrasya’ya ortak olamaz. Sonuçta ABD, Avrupa Birliği’nin kapılarının kapalı olduğu için Türkiye ŞİÖ’ye döner, ancak kapıda kalır. Şimdi ben bu görüşlere katılmıyorum. Benim şahsi görüşüm şu: Şanghay İşbirliği Örgütü’nün iki ana aktörü Moskova ve Pekin’dir. Ancak uluslararası hukuka ve Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre, örgütler kurucu devletlerin serbest iradeleriyle yeni başvuran devletleri eğer koşulları yerine getiriyorlarsa tam üye olarak kabul edebilirler. Demek ki, bana göre, Moskova ve Pekin O’key derse, bu durumda Türkiye bu örgüte girebilir. Türk kamuoyu daAvrupa Birliği’nin dayatmalarından ve kaprislerinden yorgundur. Üçüncü husus olarak da demokrasilerde devletler özgür iradeleriye her türlü örgüte üyelik hakkına eşitlik koşulları altında ve BM Sözleşmesi’nin öngördüğü şekilde açıkça üye olabilirler.

Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi başkan yardımcısı ve emekli Deniz Kurmay Albayı prof. Dr. Celalettin Yavuz da Avrasya ile entegrasyonun önemini dile getirdi.

Audio faylı indiriniz

Türkiye’nin Türk devletlerle çok ciddi anlamda bir entegrasyonu söz konusu değildir. Mesela, Rusya, Kazakistan ve Beyaz Rusya bir araya gelerek bir Gümrük Anlaşması’nı imzaladılar. Türkiye böyle bir şeye girişmiyor. Türkiye ile Türk cumhuriyetler arasında daha vize muafiyeti bile imzalanamadı. Ankara’nın Türk cumhuriyetlerle bu konudaki ilişkileri yavaş ilerliyor. Türk cumhuriyetlerin parlamenter birliği var. Ama bu özellikle kültürel alanlarda işbirliğini geliştiriyor. Bana göre, ülkeler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin en sağlam yolu ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinden geçer. Şu anda Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri, Türk cumhuriyetlerin tamamıyla olan ilişkilerinden çok daha fazladır. Rusya’ya bir homojen devlet olarak bakmamak lazım. Rusya, Dünya’nın en geniş topraklarına sahip olan bir ülke ve bu topraklar içerisinde müslüman ve Türk unsurları da bulunduran bir ülkedir. Rusya aynı zamanda Kazakistan’ın ve Orta Asya’nın diğer ülkelerinin doğal gaz ve petrollerinin Karadeniz’e ve Türkiye’ye ulaştırlmasında önemli bir aracı ülkedir. Böyle bakacak olursak, iki ülke arasında, özellikle de üretilen mal ve hizmetler açısından farklılık olunca, ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi kaçınılmazdır.

 Türkiye’nin Avrasya ile entefrasyon perspektiflerine dair fikirlerini açıklamış Türk eksperlerin demeçlerini dinlediniz.

  •  
    Ve paylaş
Sizce Türkiye Cumhuriyeti’nde başkanlık sistemine ihtiyaç var mı?